06 Kasım 2007 Salı

GERÇEKLER VE DOGMALAR

Düşünen insanların dogmaları dile getirmesi birilerini incitebilir. Peki, kimler incinir bu aydınlık sözlerden? Kimlerin çıkarına dokunur bu sözler?
Bir çocuk doğduğunda ona olmayan, kanıtlanmayan olaylar anlatılır. Çocuk bu olayları, dogmaları gerçekten varmış gibi algılayıp yaşamını bu yönde sürdürür.
Kimler, bu olmayan, kanıtlanmayan, deneye tabi tutulmayan dogmalara inanır? Dogmalardan çıkar bekleyen herkes. Çıkarcılar neden dogmalara yönelir?
İnsanoğlu, evreni veya doğayı kavrayabilecek düşünce yapısını, evrimsel süreç içerisinde doruğa ulaştırabilmiş değildir. Bilim insanları beynin on bin yılda bir mikron değiştiğini söylemektedir. Bu süre, daha birkaç bin yıl önce mağaradan çıkmış insanoğlunun evrimsel değişiminin ne denli uzun yıllar alabileceğini bize göstermektedir. Buna ek olarak, insanoğlunun evreni veya doğayı algılamasının, uzun yıllar alabileceğini düşünmek yerinde olur sanırım.
Sezgileşme (empati) yeteneği gelişmemiş olanlar, karşısındaki nesneleri kendine yabancılaştırır. Örneğin güneşi algılayamayanlar veya sezmeyenler onu tanrılaştırmak koşuluyla kendine yabancılaştırır. Aynı olay iki insan arasında da olabilir. Birbirini tanımayan iki insan karşısındakini kendine yağı (düşman) görebilir. Sezgileşme yeteneği olanlar evreni kavramaya çalışırken, bu yetenekten yoksun olanlar evrene yabancılaşmakla birlikte, kendine de yabancılaşmış olur.
Kendine yabancılaşanlar, beniçinci (benmerkezci) bir yaşam sürerler. Bu yaşam, kişiyi gerçeklerden soyutlar ve çıkara yöneltir. Çıkarlar hem evreni kavrayamamanın sonucu oluşan yalnızlığı unutturur, hem de kişinin düşünme eyleminin önüne geçer. Kısaca şöyle diyebiliriz: kişi, düşünmemek için her türlü bireyci çıkarı onaylamaktadır. Düşünme eylemine geçmemek ya da yalnızlığa düşmemek için, kişi kendine çıkar alanları oluşturmaya başlar.
Birileri çıkıp şöyle diyebilir; “İnananların duygularını incitiyorsunuz.”
İnananlar gerçekten inciniyor mu? İncinen gerçekten duyguları mı, yoksa çıkarları mı? Düşünemeyenin duygusu olur mu? Duygu ne demektir? Dogmalara inananların, bireyci çıkarları savunanların duyguları gerçekten var mı?
Bu sorular yanıt bekliyor?
Dünyada milyonlarca aç insan, yaşama savaşı veriyor. Bir yandan varsıllar kasalarını doldururken, bir yandan yoksul çocukların derileri kemikleşiyor, kalbi küçülüyor. Savaşlar çıkıyor, insanlar ölüyor. Eksik beslenme, sağlık sorunları, eğitimsizlik dünyanın her yerini sarmış durumda. Oysa bunlardan dolayı kimsenin duygusu incinmiyor.
İnandıkları dogmalar söz konusu olduğunda nedense duygular inciniveriyor.
Düşünemeyenin duygusu olabilir mi? Düşünemeyenler, sezgileşemeyenler başkasının acısını duyabilir mi? Bence hayır; duydukları tek şey kendi yarar ve çıkarlarıdır.
Düşünemeyenlerin kendi bireyci çıkarlarından başka hiçbir isteği yoktur. Düşünmemek için her türlü oyalanmada bulunurlar. Dogmaların kökeni düşünememektir; üretememektir, paylaşamamaktır, sevememektir.
Çıkarcılar gerçeklerden korkarlar. Gerçekler onları incitir. Neden mi? Çıkar alanları, kargaşa alanları yok olacağı için; öteki yaşam tasarımları elden gideceği ve düşünüp acı çekecekleri için…
Gerçeklerden, doğrulardan incinenler; düşünmek, üretmek, paylaşmak, okumak, sevmek istemeyenlerdir. Düşünebilen insan gerçeklere ulaşmak için çabalar ve hiçbir süre gerçeklerden incinmez.
Düşünebilen insan okuyup bilgilenir ve var olan olumsuzlukları yok etmek için çalışır. Toplumun mutlu olması için elinden geleni yapar. Oysa düşünmeyenler/çıkarcılar asla düşünen insanları ve toplumu kabul etmezler. Düşünemeyenler, kendileri dışında herkesin acı çekmesini isterler. Bu acı onların yaşam kaynağıdır.
Birey, toplum için vardır. Kendi çıkarını toplumun çıkarından üstün görenler her süre gerçeklerden incineceklerdir: ta ki toplum oluşana dek.

0 yorum: