İnsanoğlu, doğduğu andan başlayarak genlerin tutsağı olmaktadır. Genler, insanoğlunun bütün yaşamını yönlendiren tek ana öğedir. İnsanın bilişsel davranışlarını yönlendiren beyin, işte bu genlerin oluşturduğu bir yapıdır. Beyinin yapısını incelediğimizde insanın kendisini de incelemiş olmaktayız.
İnsanoğlu biyolojik olarak çeşitlilik gösterse de düşünsel olarak ikiye ayrılmaktadır. Doğruyu ve yanlışı arayanlar, yani bilinç iyesi olanlar ve çıkarından başka hiçbir şey aramayanlar, yani bilinç iyesi olmayanlar!
Çıkarından başka hiçbir şey aramayanlar kendilerini ve doğayı anlamakta güçlük çekmektedirler. Gerçekler karşısında kendi kedilerini kandırarak yaşarlar veya yaşadıklarını sanırlar.
Düşünemeyenler, doğruyu veya yanlışı aramazlar; bu nedenle kendilerini ve evreni görmezden gelir ve yalanlarla yaşamayı yeğlerler. Düşünemeyen için yanlışın veya doğrunun bir önemi yoktur; düşünemeyenler bireyci yarar ve çıkarını gözetirler. Kendi çıkarlarına gelene “doğru”; gelemeyen ise “yanlış” derler. Düşünemeyenlerin toplumsal mutluluk özlemleri yoktur; bu yüzden yalnızca kendi çıkarlarını korur ve kendi mutluluklarını düşlerler.
Doğruyu ve yanlışı arayanlar sorgulama duygusu gelişmiş kişilerdir ve bu kişiler bireyci çıkar peşinde değil, toplumsal mutluluk peşinde koşarlar. Doğruyu yanlıştan ayıklayıp, seçimlerini doğrudan yana kullanırlar. Düşünebilen insanın topluluklaşma veya sürüleşme gereksinimi yoktur. Düşünen insan, yalnız da kalsa her süre doğruyu seçer. Bilinç iyesi olanlar için erdem budur.
Bireyci çıkarcılar, yani bilinç iyesi olmayanlar çıkarlarına ters düşen doğruları onaylayamazlar. Doğrudan yana seçimini kullanmayanlar her süre kendilerini aşağılık görmektedirler. Kendi aşağılılıklarını görmemek için her süre başkalarını veya doğruları aşağılamaya çalışırlar. Oysa hiçbir süre kendi aşağılıklarından kurtulamazlar. Bu kişiler bilimle, doğruyla ilgilenmezler; onlar için nerede çıkar varsa doğru da odur. Ne yaparlarsa yapsınlar yaptıkları her eylemin altında hep bireyci çıkarlar vardır. Beyninde dönüp dolaşan tek şey araç değerlerdir. (Araba, ev, ün, sömürmek, hükmetmek mevkii, ün, vs. vs.)
Bu kişilerin en büyük özelliği “evrimsel hasta” olmasıdır. “Evrimsel Hasta” evrimin belli aşamalarında insanoğlunda görülen düşünsel yetersizliklerdir. Bu hastalar kendi kendine, olmayan şeyler yaratıp onunla savaşır, konuşur veya yarışırlar. Kendilerini sevmezler ve hep maddi açıdan kendilerini eksik görürler. İnsanları, araç değerlerle değerlendirip ona göre davranırlar. Tek amaçları varsıl olmak ve başka insanlar üzerinde egemenlik kurmak ve onlar üzerinde mutlu olmaktır. Sevgi nedir bilmezler. Kendilerine düşman yaratırlar ve sanki bir yarıştaymışlar gibi davranarak bundan haz alırlar. Acı çekmezler. Düşman olmadan yaşamın bir anlamı olmadığına inanırlar. Onlar için yaşam, birilerini ezmekten geçer. Doğruyu hiç aramazlar ve doğrulardan tiksinirler. Nereye giderlerse gitsinler hep bireyci çıkarlarını yaşatır ve bu çıkarlarını kollarlar. ‘Yok olma’yı kesinlikle onaylamazlar. Yok oluş, sömürünün ve onun verdiği hazın da yok oluşudur aynı sürede. Yalan söylemeden yaşayamazlar. Birilerini dolandırmak çok hoşlarına gider. Özellikle gizlilikten, olmayan şeylerden çok hoşlanırlar.
Bu kişiler yığınları oluşturur; bir araya geldiklerinde birinin sözü ötekini tutmaz ve hiçbiri birbirlerine güvenmez. Hep birbirini aldatarak yaşarlar. Hiçbiri birbirini sevmez ama yine de birlikte yaşayıp bu yaşamdan mutlu olduklarını sanırlar.
Oysa toplumsal çıkar peşinde koşanlar bireyci yarar ve çıkarlarını düşlemezler. Kendilerini toplumun bir bireyi olarak görürler ve her an toplumun mutluluğundan yanadırlar. Bu yüzden kimseden çıkar beklemezler. Eğer düşünen insan bulamazlarsa, düşünmeyenlerle bir bağ kurmazlar ve yalnızlığı seçerler. Kendi kendileriyle baş başa kalma cesaretini gösterirler. Aşağılığa kapılmazlar. Bilimle, sanatla uğraşırlar. Bir başkasının mutluluğunu/acısını kendi mutluluğu/acısı gibi görürler. İyelik duygusu ve kıskançlıkları yoktur. Doğruyu her yerde her an savunurlar. Ölümden ve yok olmaktan korkmazlar. Korkuyu bilgiyle yenip, herkesin korkusuzca yaşamasını isterler. Doğarken ne ise, ölürken de odurlar. Tek amaçları herkesin mutlu olmasıdır. Kimlik peşinde değil kişilik peşinde koşarlar. Başka insanların yoksulluğundan, mutsuzluğundan dolayı hep acı duyarlar. Para, ev, unvan, ün gibi araç değerlerin peşinde koşmazlar. Okuyup, bilgilenir ve bildiklerini paylaşmak isterler. Toplumun/topluluğun %1’inden azını oluştururlar. Bireyci çıkarları olmadığı için yalan söylemez, bir başkasını aldatmazlar. Tek mutlulukları öğrenmek ve paylaşmaktır. Sevgiyi, güneş gibi herkesle paylaşmak isterler. Üretmeme, paylaşmama düşleriyle yaşamazlar. Herkesin alın teri ile çalışıp üretmesini isterler. Herkesin mutluluğu için çalışırlar. Onun için düşünemeyenler bu insanları yaşatmazlar, yok ederler.
Birçok kişi doğruyu din’de arar. Oysa din, bilime karşıt olduğu gibi, bilimin gerçeklerine de aykırıdır. Din ile bilim hiçbir süre bir araya gelemezler. Toplum için din gereksizdir. Topluluklar ancak dinle oyalanır ve süre geçirirler. Düşünme yetisine iye olmayanlar için din, doğal görünebilir, ancak bilinç iyesi olanlar için din doğa/bilim dışıdır. Doğruyu din’de aramak bireyci yarar ve çıkar peşinde koşmak demektir ki; bu da toplumsal yaşama aykırıdır. Doğru ancak deney veya gözlem ile belirlenebilir. Ayrıca ve yalnızca dinli olmamak da doğru insan olmak anlamına gelememelidir.
Doğruluk kişinin özünde vardır. Kişi nereye giderse gitsin öz ile birlikte doğruluğu da taşıyacaktır.



















Niels
Bohr (1884-1962)








































0 yorum:
Yorum Gönder